BİLARDO, BİR SALON KLASİĞİ…

yazar 16 Kasım 2015

ARDUAZ SAHADA FİLDİŞİ TOPLAR…Bilardo topunun çuha üzerinde neden kayıp gittiği biliniyor. Ancak, izlediği güzergahı tam olarak hesaplamak hala mümkün değil… Matematikçi ve fizikçiler bu konuda kafa patlatmaya devam ederken, doktorlar bu sporu özellikle orta yaş üstündeki herkese öneriyorlar. Bunun nedeni, aşırı fizik gücü gerektirmeyen bu sporun vücuttaki bütün kasları yormadan çalıştırması…

YAZI ; Mustafa ŞAPÇI

Toplarla oynanan oyunların çoğu, topun yerden havalanması ve bir süre havada yol almasıyla oynanıyor. Ancak, bu kurala uymayan toplu oyunlar da var; örneğin, bilardo gibi… Günümüzde artık bir “kahvehane” oyunu olmaktan çıkan ve yarışmaların, turnuvaların düzenlendiği bir spor dalı haline gelen bilardo oyununda saha da farklı… Tıpkı futbolda olduğu gibi genellikle yeşil renk bir alanda oynanıyor, ama bu, çimenin yeşili değil, bilardo masasını kaplayan çuhanın yeşili…

Teorik olarak, “mutlak boşluk”ta ve yüzde bir masanın üzerinde oynanan bilardo oyununda topların hiçbir zaman durmaması gerekiyor. Oysa bilardo, mutlak boşlukta duran bir masada değil, yerçekimi kurallarının geçerli olduğu, bildiğimiz yeryüzü ortamında oynanıyor. Bu nedenle, oyunun diğer aracı “ıstaka”yla olara ne kadar güçlü dokunursanız dokunun, bilardo topları birkaç attıktan sonra çuhanın üstünde bir yerlerde duruyorlar. Çünkü, ne kadar özen gösterilirse gösterilsin, bilardo masasının örtüsü mikroskopik pislikler içeriyor.

maxresdefault   Havanın direnciyle karşılaşmaktan başka bir de bunlara sürtünen toplar, isler istemez biraz yol aldıktan sonra hareketsiz kalıyorlar. Masayı kaplayan çuha nemliyse, top hedefin dışına kayıyor. Bilardo masası güneş alıyorsa, top daha hızlı gidiyor, oyun kışın oynanıyorsa ve cam açıksa top yavaşlıyor…

Fizikçiler, bir geometri oyunu olan bilardonun son kertede bilimsellikten uzaklaştığını iddia ediyorlar. Gerçekten de, bilardo topunu etkileyen öylesine çeşitli ve farklı güçler söz konusu ki, bunlar, bir bilardo topunun izleyeceği güzergahı bilimsel olarak saptamayı olanaksız kılıyor. Çuhanın üstündeki toz parçasından açık bir pencereden gelen rüzgara, sigara dumanıyla ağırlaşan havadan odanın sıcaklığına kadar her türlü dış etken bilardo topunun yolunu belirleyebiliyor ya da değiştirebiliyor.

Aslında, bu güçleri tek tek ele alarak bir denklem çıkarmak çok zor değil… Örneğin, hareket eden bir cismin enerjisini hesaplayabilmek için, teorik olarak, o cismin hızını kendisiyle çarpmak, sonra kütlesiyle çarpmak ve bunu ikiye bölmek yeterli… Ancak iş kesinlikle burada bitmiyor. Bilardo topu ıstaka darbesini aldıktan sonra sadece kayarak hareket etmiyor, aynı zamanda yuvarlanarak da gidiyor. Ve bu yuvarlanma sırasında bir başka enerji daha üretiyor. İşte bu ikinci enerji, baştaki “öteleme enerjisi”ne ekleniyor. Ne var ki, bu ikinci, yani “yuvarlanma enerjisi”nin ne biçimde oluştuğu ve öteleme enerjisine ne oranda eklendiği oldukça karmaşık bir durum… Çünkü, bu ikinci enerjinin miktarı ve çeşidi, rotasyonun ne yöne olduğuyla yakından ilgili…

Örneğin, top her turunda öne doğru ilerlerken aynı zamanda kendi kütlesine doğru patinaj yapabiliyor. Buna bilardo dilinde “kule vuruşu” ya da “topa kule etkisi” adı veriliyor. “Retro” vuruşunda ise, topun yuvarlanması ilerleme yönünün tam tersine gerçekleşiyor. Burada yuvarlanmanın doğurduğu enerji, baştaki öteleme enerjisini azaltan bir etki yaratıyor. Yine, top öteleme enerjisiyle öne doğru giderken, aynı anda sağa ya da sola doğru yuvarlanabiliyor. Bu yuvarlanmadan doğan enerjinin topun ana enerjisini nasıl etkilediği ise, tam anlamıyla içinden çıkılamayan bir bilmece…

Oyuncu, topa aşağıdan mı, yukarıdan mı, yoksa tam ortasından mı vurmak gerektiğini; vuruşun uzun mu, kısa mı, yumuşak mı, yoksa sert mi olması gerektiğini bilmek zorunda… İkinci topu nerede yakalayacağını da tahmin etmek durumunda… Çünkü, toplardan bir tanesi bile bir milimetre uzakta duruyorsa, oyun yine çok bilinmeyenli bir denklem haline geliveriyor… Bir bilardo oyuncusunun kurduğu denklemin iki ya da üç doğru çözümü var. Yanlış çözümler ise sonsuz sayıda… Fizikçiler içinse, iki topun birbirine dokunduğu anın en ideal formülü şu: Toplar arasındaki darbe esnek bir darbe olmalı ve bu olay sırasında hiçbir enerji kaybı olmamalı… Yani, birinci top ikinci topa çarptığı anda, birinci top çarpma noktasında sabit kalacak, ikinci top ise birinci topun hızıyla ileriye doğru atılacak…

Ancak, teori bu konuda da gerçekle çakışmıyor. Çünkü darbe anında, ısı biçiminde bir miktar enerji kaybı beliriyor. Bu enerji kaybının miktarını tam olarak hesaplamak mümkün olmadığı için, ikinci topun alacağı hız da tam olarak belirlenemiyor.

Ünlü matematikçi Gaspard Coriolis, 19. yüzyılda bilardonun fiziğini teorileştirirken, havanın direnci, çuhanın sürtünmesi ve sıcaklık farklılıkları gibi etkenleri dikkat almamıştı. Yine de onun bilardo konusunda söyledikleri bugün tartışılıyor ve bu spor, bazı sırlarını hala koruyor. Ama Gaspard Coriolis, bugün soyadını taşıyan “Coriolis Efekti” sayesinde ününü koruyor. “Coriolis Efekti” teorisine göre, yeryüzünün sathındaki tüm cisimler, Dünya’nın dönüşüne paralel olarak belli bir sapma etkisi altındalar…

rüyada-bilardoNitekim, Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz gemileri Güney Yarımküre’deki Falkland Adaları yakınlarında Alman gemilerini top ateşine tuttuklarında gözlerine inanamamışlardı. Tüm mermiler gemilerin 100 metre açığına düşüyordu. Oysa, atıştan önce çok ince hesaplarla hedef saptanmıştı. Ne var ki, hedef belirleme aletleri Kuzey Yarıküre’deki sağa sapma göz önüne alınarak ayarlanmıştı. Oysa Güney Yarıküre’de, “Coriolis Efekti” etkisiyle sapma sola doğruydu…

İster Kuzey ister Güney Yarıkürede olsun, bilardocular ve bu sporun fizik kurallarını belirlemeye çalışanlar, bu gücü hesaba katmak zorundalar… Yoksa, bu etkinin sıfır olduğu tek nokta olan “Ekvator çizgisi”nin üzerine konulmuş bir bilardo masasında oynamaları gerekiyor…

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BİLARDO…

Bilardo ile ilgili en eski tarih ve iddia, filozof Anakharsis’in, M.Ö. 400’de Yunanistan’da bilardoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesi… Yazılı kayıtlarda, İrlanda Kralı More’un M.S. 2. yüzyılda ölürken pirinçten yapılmış 55 topla, aynı malzemeden yapılmış masa ve ıstakalar bırakmış olduğu yazılı…

Shakespeare’in, bir eserinde, “Hadi gel bilardo oynayalım” diye cümle bulunması, onun döneminde bilardo bilindiğini gösteriyor. Bazı yazarlar, Fransızca “Bille” (top) kelimesinden türediğini iddia ederek bilardonun kaynağının Fransa olduğunu kabul ederken, bazı yazarlar da, İngiltere kökenli olduğunu ve yerde toplar ve sopalarla oynanan PalI-Mall adlı oyundan türediğini söylüyorlar. Bazı yerlerde ise, bu oyunun ilk kez Çin ve Hindistan’da görüldüğü yazılı. Kısacası, bilardonun kökeni net olarak bilinemiyor.

Bilardoda devrim, 1834 yılında arduvaz kullanılması ile başlıyor. 1839’da Good Year tarafından kauçuk vulkanize edilerek şekillendiriliyor. Bunun sonucunda, bilardocular 1845’te güvenilir kauçuk bantlara kavuşuyorlar. Böylece açık alanda ve toprak zeminde oynanmaya başlayan ve gittikçe gelişen bilye yuvarlama sanatı, şimdiki haline yakın bir hal alıyor.

Türk bilardo tarihine şöyle bir bakıldığında, görülen en eski isimler, Sait Halim Paşa’nın oğlu Prens Halim ile Palabıyık Hasan Bey… “Viyana” denilen vuruşun ülkemize gelmesini sağlayan isim ise, Avusturya’da eğitim aldıktan sonra ülkeye dönen Bora Karatay… Möslacher tarafından yaratılan bu sayı biçimine Fransızlar “renverse” vuruşu diyorlar, yani “şaşkına çeviren”…

Aslında ülkemizde bilardo oldukça eskilere dayanıyor. Prens Halim, Atatürk, İnönü gibi devlet adamlarından Eczacı Hasan Bey ve 1001 Ali Bey’e kadar tüm bilardoseverler, bu sporu günümüze taşıyanlar arasında yer alıyorlar.

ÖNEMLİ BİLARDO TERİMLERİ

Karot: Rakibe “zor pozisyon bırakma” anlamına gelir. Oyunun sonucunda çok önemli rolü vardır. Rakibin bıraktığı karotları çözüp sayı yapabilmek büyük avantaj olacağı gibi, diğer oyuncunun karot çekme şansını da arttırır.

Sota: Kolay pozisyon anlamına gelir.

Brikol: Önce banttan oynamaktır. Brikol oynandığında, topun üç bantı tamamlayarak diğer iki topa çarpmasında hesap ve falso bilgisi önemlidir.

Falso: Düşey ekseninin sağına ve soluna yapılan vuruşlar topa falso verilmesini sağlar. Topun bantlara çarptıktan sonra, çıkısının istenen açılarda yapılabilmesi için kullanılır. 2. top, vurulan topa verilen falsonun tersini alır.

Amorti: Topun frenli hareket etmesi, yani oyuncunun sayıyı çok yavaş yaparak 3. topu uzaklaştırmaması anlamına gelir.

Plase: Genellikle 2. topun, seri için istenilen bölgeye gönderilmemesi demektir.

“SEKİZ TOP” KURALLARI…

“Sekiz top”ta fizik ve geometri kurallarından çok, vuruş yeteneği ön plana çıkıyor. Bu nedenle özellikle Avrupalılar “Sekiz top”u gerçek bilardo olarak kabul etmiyorlar ve

“Üç top”tan vazgeçmiyorlar…

Gitgide yaygınlaşan ve “Üç top”tan sonra en yaygın olmasına rağmen kurallarını herkesin

bilmediği “Sekiz top”un tam kuraları şöyle:

  1. Sekiz top disiplini, bir ıstaka topu (beyaz) ve 15 adet numaralanmış renkli topla oynanır. Toplar, eşkenar üçgen bir çerçeve içerisine, 8 numaralı top tam ortaya gelecek şekilde konur. Üçgen tabanın her iki köşesindeki toplar da, bir kuşaklı, bir düz renkli olmak üzere dizilirler.
  2. Oyun sırası bir bant atışıyla belirlenir ve atışı kazanan oyuncu açış yapma seçeneğine sahip olur (veya açış için atış önceliğini rakibine kullandırabilir). Bunu izleyen setlerde, oyuncular sıra ile değişecekler açılış yaparlar.
  3. Açılış yapan oyuncu, ıstaka topunu açış çizgisi gerisindeki açış alanı içinde herhangi bir yere yerleştirerek atış yapar. Açılışta, oyuncu en az dört topun bant görmesini sağlamalı veya en az bir topu cebe düşürmelidir. Bunların gerçekleşmemesi halinde veya bir başka faul yapılırsa masaya gelen oyuncu:
  4. Topları kaldığı şekilde kabul eder ve oyuna devam eder. Veya,
  5. Istaka topunu alır ve açış çizgisi gerisine koyup oyuna devam eder. Veya,
  6. Topların tekrar dizilmesini ister ve açılışı hangi oyuncunun yapacağına karar verir.
  7. Eğer açılışta 8 numaralı top cebe düşerse, açılışı yapan oyuncu topların yeniden dizilmesini isteyebilir veya 8 numaralı topu cepten çıkarttırıp piramit noktasına koydurur ve atışına devam eder. Eğer açılışı yapan oyuncu, açış atışında 8 numaralı topu cebe düşürürken aynı zamanda ıstaka topu cebe düşerse, rakip oyuncu topları yeniden dizdirebilir. Rakip oyuncu, 8 numaralı topu cepten çıkarttırıp piramit noktasına koydurma ve ıstaka topunu açış alanı içine yerleştirerek atışına devam etme seçeneğine de sahiptir.
  8. Açış atışı sonucunda cep(ler) içine düşen topa(lara) bakılmaksızın masa açık kabul edilir. (Oyuncular henüz top grubu seçimi yapmamışlardır.)
  9. Açış atışından sonra deklare edilen cebe başarıyla düşürülen ilk top, o set süresince o oyuncunun hedef top grubunu belirler.
  10. Bir oyuncunun hedef top grubu belirlendikten sonra, oyuncu birbirini izleyen tüm atışlarında ıstaka topunu ilk olarak kendi top grubundan bir topla-temas ettirmeli ve,
  11. Bir hedef topunu cebe düşürmeli, veya
  12. Istaka topunun ya da herhangi bir hedef topun bir bant görmesini sağlamalıdır.

Eğer oyuncunun diğer hedef topları masa üzerindeyse, ıstaka topunun o oyuncu tarafından ilk olarak 8 numaralı topla teması faul sayılır.

  1. Bir topun bir cebe düşürülmesi amaçlandığında, bir oyuncu, hem o topu hem de düşürmek istediği cebi deklare etmek zorundadır. Oyuncu “el”ine ancak deklare etmiş olduğu kendi hedef grup toplantılarını nizami olarak ceplere düşürdüğü sürece devam edebilir. Eğer bir oyuncu, doğru hedef grubundan deklare etmiş olduğu bir topu cebe düşüremezse veya faul yaparsa, kendi atış sırası biter ve “el” rakibine geçer. Ceplere düşürülen tüm toplar, ister nizami bir atış sonucu veya faul atışı sonucu olsun, ceplerde kalır. Kombinasyon ve karom atışlarına izin verilir ve ıstaka topunun ilk olarak toplarına teması şartıyla önceden deklare edilmesi zorunlu değildir.
  2. Aşağıda belirtilen ihlaller oyunda faule neden olur:
  3. Yukarıda tarif edilen şekilde nizami bir atışı uygulayamamak,
  4. Bir atış sırasında ıstaka topunun kazayla cebe düşmesi,
  5. Nizami oyun dışında herhangi bir şekilde ıstaka topunu hareket ettirmek veya ıstaka topuna dokunmak faul sayılır.
  6. Yapılan bir faulden sonra rakip oyuncu ıstaka topunu eline alır. Bu da demektir ki, oyuncu ıstaka topunu masa üzerinde herhangi bir yere yerleştirip istediği yöne doğru oynayabilir. Bunun tek istisnası, açış atışında yapılan fauldür. Bu durumda masaya gelen oyuncu, ıstaka topunu açış çizgisi gerisine yerleştirmek ve ıstaka topu açış çizgisini geçecek şekilde atış yapmak zorundadır. (Açış alanı dışına oynamak zorundadır.)
  7. Set bir oyuncunun kendi grup toplarının tamamı ceplere düştükten sonra, 8 numaralı topu, deklare edeceği cebe ayrı bir nizami atışla düşürülmesi sonucu kazanılır.
  8. Bir oyuncu, aşağıdaki ihlaller sonucu seti kaybetmiş sayılır:
  9. 8 numaralı topu cebe düşürürken faul yapması. (İstisna: 4 numaralı kural),
  10. Kendi grubundan son topla birlikte 8 numaralı topu cebe düşürmesi.
  11. 8 numaralı topu, oyun sırasında herhangi bir şekilde oyun alanı dışına çıkarması,
  12. 8 numaralı topu deklare ettiği cep dışında bir cebe düşürmesi,
  13. 8 numaralı topu nizami hedef top olmadığı durumda iken cebe düşürmesi,
  14. Arada bir nizami atış olmadan, art arda 3 atışta, peş peşe üç faul yapılması. (Not: 8 numaralı topa atış yaparken, 8 numaralı top cebe düşmez veya masa dışına çıkmazsa, ıstaka topunu kazayla cebe düşürmek veya faul yapmak set kaybı değildir.)

BİLARDO ÇEŞİTLERİ

“Karambol” de denilen “Fransız bilardosu” deliksiz masada 3 topla oynanıyor. “İngiliz bilardosu”, “Snooker” ve diğer delikli bilardo oyunları ise, her köşesinde ve uzun kenarlarının ortasında toplam 6 deliği bulunan masalarda oynanabiliyor. “Fransız bilardosu” kara Avrupası’nda, “İngiliz bilardosu” ve “Snooker” Britanya Adaları’nda ve geçmişte bu imparatorluğa bağlı olan ülkelerde, diğer delikli bilardo oyunları da ABD ve Japonya’da çok tutuluyor.

“Üç top”un en yaygın türü “Karambol”de, ıstakayla vurulan topun diğer iki topa çarpması şart… Karambol oyunun iyice kolaylaşması, bilardocuları yeni arayışlara ittiğinden, arayışlar sonunda ortaya “tek bant” çıkmış. Bu oyunda, sayının geçerli olabilmesi için, vuruş topunun diğer iki topa çarpmadan önce en az iki banta çarpması gerekiyor… Klasik bilardo masalarında oynanan disiplinlerin en zoru ve en zevklisi olan “üç bant”ta bir sayı alabilmek için, oyuncunun ya vuruş topunu en az üç banta değdirdikten sonra diğer toplara çarptırması, ya da vuruşunda kendi topunu önce banta (Brikol) veya önce diğer toplardan birine çarptırması gerekiyor.

“Çizgili bilardo” deliksiz masada, üç topla oynanan oyunlardan… Masanın kenar bantlarından 36 cm. ya da 46 cm. içeride ve paralel olarak çizilmiş çizgiler var. Vuruş topunun öteki iki topa çarpmasını sağlayarak sayı yapılıyor. Çizgilerle bantlar arasında kalan sekiz bölgenin her birine “balk” (engelli bölge) adı veriliyor. Masanın ortasındaki büyük alan dışında sayı sınırlaması var.

“Delikli bilardo”da 15 renkli top ve beyaz vuruş topu var. Amaç, hedeflenen 8 topu bir deliğe sokmak. “Rotasyon”, 1’den 15’e kadar numaralanmış ve her biri üzerindeki numara kadar sayı değeri taşıyan 15 topun deliklere numara sırasıyla sokulduğu bir bilardo oyunu, “Sürekli bilardo” ise, “Şampiyona oyunu” ve 15 numaralanmış ve bir beyaz topla oynanan bu oyunda atış belirtilerek deliğe sokulan her top bir sayı kazanılıyor.

“Sekiz top” adı verilen bilardo çeşidinde de, 1’den 7’ye kadar olan toplar tek renkli, 9-15 arasındakiler ise beyaz halkalı, 8 numaralı top ise siyah oluyor. Kendi toplarını deliğe sokan taraf, en son olarak siyah topu da deliklerden birine sokarak oyunu kazanıyor.

“İngiliz bilardosu”, 6 delikli bir masada, eşit ağırlık ve büyüklükte üç topla oynanıyor. Oyunun amacı, vuruş topunu öteki topların ikisine de çarptırarak ya da vuruş topu ile öteki topu (ya da topları) deliklere sokarak sayı kazanmak…

Çok tutulan bir İngiliz kökenli oyun olan “Snooker”, her biri bir sayı değerinde 15 kırmızı, 2 sayı değerinde bir sarı, 3 sayı değerinde bir yeşil, 4 sayı değerinde bir kahverengi, 5 sayı değerinde bir mavi, 6 sayı değerinde bir pembe ve 7 sayı değerinde bir siyah top ve bir beyaz vuruş topu olmak üzere 22 topla oynanıyor. Oyuncular önce kırmızı, sonra diğer topları deliklere sokmaya çalışıyorlar ve renklere göre puan alıyorlar.

“Piramit” ise 15 kırmızı top ile oynanan, delikli bir İngiliz oyunu… Oyuncular beyaz bir vuruş topu kullanarak, her biri birer sayı değerinde olan kırmızı topları deliklere sokmaya çalışıyorlar.

“Çanak”, her oyuncunun başka renkte vuruş topu kullandığı ve karşısındaki oyuncuların topunu deliğe sokarak onları oyun dışı bırakmaya çalıştığı bir oyun…

“Golf bilrdosu” ise her oyuncunun, belirlenmiş bir hedef topu, sol orta delikten başlayarak saat yönünde sırayla bütün deliklere sokmaya çalıştığı bir oyun… parkuru en az vuruşla tamamlayan oyuncu oyunu kazanmış oluyor.

“Beyzbol bilardosu”, sayı sistemi bakımından beyzbola benziyor. Deliğe sokulan 21 topun numaralarına göre oyunculara sayı yazılıyor…

Masa

İlk bilardo masaları son derece zayıf ve dayanıksızdı. Oyunculara şart koşulan “bir ayağın yerde olması” kuralının asıl nedeni bu dayanıksız masalardı. Böylece, zeminde kullanılan ince tahta plakalar kırılmayacak ve masa zarar göremeyecekti.

Eskiden bilardo masalarının standart ölçüleri yoktu, uzunluğun genişlikten biraz fazla olması yeterliydi. Ancak, 18. yüzyılın ortalarına doğru, 2’ye 1 oranı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. Bugün, Fransız bilardosunda kullanılan standart ölçü 152×305 santimetre olmakla birlikte, aynı oranda daha küçük masalar da kullanılabiliyor. “Pool” masası da ; genellikle 122×224 ya da 137,2×274, santimetre boyutlarında üretiliyor.

Bilardo masasının kalitesi 19. yüzyıl başlarında arttı. Cepsiz bilardoyu (karambol) yaygınlaştıran Fransızlar oldu. 1810 yılında yapıldığı bilinen bu tür masaların yaygınlaşması l850 yılını buldu.

Bilardo ustaları, genellikle kesilmiş masif ve çuha kaplı mermer masalarda oynuyorlar. Bu masalar oldukça pahalı, birkaç yüz milyon lira… Bunun nedeni de, ısıtılabilen sürekli aynı ısıda tutulabilen bir mekanizmaya sahip olmaları…

Bantlar

İlk bilardo masalarında, topların yere düşmesini engellemek için şap bir çerçeve bulunurdu. Çok sesi önlemek için çerçevenin iç kısmına önce içi keçeyle doldurulmuş bez yastık konuldu. 1855’te, ilk standart masanın mucidi İngiliz Thurston ilk kez lastik bantı uyguladı. Lastik, bantın icadı, modern bilardonun icadı olarak görülüyor.

Istaka

  1. yüzyılın sonlarına kadar bilardo, golf sopalarına benzer, bir tarafı geniş “çoban sopaları” ile oynanıyordu. Istaka dışında “mace” adı verilen ve hokey sopasına benzeyen yardımcı gereçler de kullanılırdı. Banta yapışık olan toplara, bu kalın sopalarla vurmanın çok zor olması insanları ince uçlar kullanmaya, böylece de nokta (spot) vuruşları öğrenmeye itti. İnce ucun kullanılması ıstakanın bulunuşu olarak kabul ediliyor. 1777’de yayınlanan “En

Eski Kaideler” adlı kitapta, oyunculara çoban sopası ya da ıstakanın birini seçme hakkı tanınmış olması, bu tarihin ıstakanın bulunuş tarihi olarak kabul edilmesini sağlıyor.

İki parçalı ıstakaya 1829 yılında rastlanıyor. Istakaya kurşun ağırlık konulduğuna dair bilgiler ise 1833’lerden geliyor. Sert vuruşlar için ideal olan ıstakalar genellikle gülağacı, dişbudak ve akçaağaçtan yapılıyor.

Toplar

Önceleri tahta olan bilardo topları, 16. yüzyıldan itibaren fildişinden imal edilmeye başladı. Ancak oyun geliştikçe, fildişi toplar da şikayet alıyordu. Hata payı çok az küresel dış yapı elde edilmesine rağmen, ağırlık merkezinin top merkezine isabet etme oranının düşük olması (yani fildişinin türdeş yapıda olmaması), Amerikalı bir bilardo fabrikatörünü harekete geçirdi. Ucuz ve daha hatasız top imalatı için koyduğu 10 bin dolarlık ödülü ise John Hyatt kazandı. Böylece Hyatt, 1868 yılında ilk plastik topu icat etmiş oldu.

Tebeşir

Eskiden ıstakanın ucu alçılı duvarlara vurulurdu. 1818’de bir bilardo ustası olan İngiliz John Carr, boş ilaç kutularının içini bildiğimiz yumuşak tebeşirle doldurup satmaya başladı. John Carr’a bunu, iyi bir bilardocu olan patronu John Bartley öğretmişti.

semih_sayginer1GURURUMUZ SEMİH SAYGINER

Adapazarı’nda 12 Kasım 1964’te doğan Semih Saygıner, bilardo oynamaya 1980 yılında başladı. Istakayı ilk eline aldığı günden itibaren herkesin dikkatini çeken Saygıner, 1981 yılının sonunda İstanbul Şampiyonası’na katılıp henüz 17 yaşındayken birinci oldu. 1987 yılında ise, Ankara Bilardo Derneği tarafından düzenlenen ilk resmi şampiyonada birincilik aldı. Para biriktirerek yurtdışına açılması 1988 yılını buldu. Önceleri ilk turlarda elenen Saygıner, 1991 yılında Almanya’da 9. oldu. 1992 yılındaki bir uluslararası turnuvada ünlü Ceulemans ile eşleşip, oyunu sadece 1 sayı ile kaybetti. Bunun üzerine aynı yıl, Dünya Profesyonel Bilardo Birliği Başkanı, resmi bir davetle Saygıner’i Dünya Kupası’na çağırdı. İlk turda karşısına çıkan Ceulemans’ı 3-0 gibi net bir sonuçla yenen Saygıner, Alman televizyonlarında yer aldı. Bu maçın kasetini zar zor Türkiye’de yayınlatabilen Saygıner, böylece bilardonun bir kahve eğlencesi değil, papyon ve yelekle oynanan saygın bir spor olduğunu herkese kabul ettirdi. 1993 yılında, genel klasmanda 6.’lığa yükseldi. Aldığı şampiyonluklarla, milli marşımızı dünya televizyonlarında çaldıran bu başarılı sporcu, şu anda Dünya Klasmanı’nda 3. sırada yer alıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir